|
|
|
MUNZUR BABA |
|
|
|
|
|
Munzur Ocağı’nın talipleri Erzincan, Kemah ve Tunceli’nin çeşitli yerlerindedirler. Ali Kemali’nin verdiği bilgilere göre Sultan Munzur (42) evlâdı; Tunceli Ovacık kazasının Ziyaret, Erzincan’ın Kiştim Köyü ve Başköy nahiyesinde bu
|
|
|
Bugünkü Tunceli ili Ovacik ilçesine bagli Koyungölü Köyü civarinda yasayan bir aga ve aganin koyunlari gütmek için yanina aldigi Munzur isminde bir çoban varmis. Munzur'un agasi Hac zamani hacca gitmis. Aga hacda iken Munzur bir gün aganin haniminin yanina gelir ve,
- Hatun, agamin cani sicak helva ister. Helvayi yaparsan ben kendisine götürürüm der.
Aganin hanimi önce sasirir,sonra herhalde zavalli çobanin cani sicak helva istiyor, dogrudan söylemeye dili varmiyor, utaniyordur. Agasini da bahane ediyor.Kendisine bir helva yapayim da yesin der. Helvayi pisirir bir bohçanin içine baglar ve Munzur'a:
-Al evladim götür der.
O sirada aga hacda namaz kilmaktadir. Namaz sirasinda saga selam verirken bir de bakar ki sag yaninda elinde bir bohça ile Munzur dikilmis duruyor. Namazini bitirip Munzur'a:
-Hos geldin evladim, burada ne ariyorsun nedir o elindeki? der.
Munzur da: -Agam canin sicak helva istemisti onu sana getirdim der.
Elindeki bohçayi agasina uzatir.Agasi bohçayi açar ve bakar ki içinde sicacik helva paketlenmis duruyor. Hayretler içinde Munzur'a bir seyler söylemek için basini çevirdiginde bir de bakar ki Munzur yaninda yok. Hac vazifesini tamamlayip köyüne döndügünde komsulari herkes elinde bir hediye ile haciyi karsilamaya giderler. Munzur da, götürecek baska hediyesi olmadigindan, bir çanagin içerisine koyunlarindan bir miktar süt sagar ve bununla agasini karsilamaya gider. Aga Munzur'u görünce yanindakilere:
-Asil haci Munzur'dur. Öpülecek el varsa Munzur'un elidir. Önce ben öpecegim der ve Munzur'a kosar.
Munzur bu konusmalari duydugunda:
-Aman agam Allah askina. Böyle bir sey olmaz. Ben yillarca senin ekmeginle, asinla büyüdüm. Sen nasil benim elimi öpersin. Ben sana elimi öptürmem, der ve kaçmaya baslar. Munzur önde, aga ve yanindakiler arkasinda bir kovalamaca baslar. simdiki Munzur irmaginin ilk yere geldikleri zaman Munzur'un elindeki süt dolu çanak dökülür ve sütün döküldügü yerde, süt gibi bembeyaz su fiskirir. Bundan sonra Munzur kirk adim daha atar.Attigi her adimda bir kaynak fiskirir. Ve fiskiran bu sulardan bir irmak meydana gelir.Munzur'un arkasindan kosanlar bu irmaktan öteye geçmezler. Munzur'da bu daglarda kaybolur gider. Yöre halkinin efsanelestirdigi Munzur ile, Tanrinin varlikli ve sözü geçen kisiler yaninda bir çobanin da keramet sahibi olabilecegini,çoban olsa bile Tanrinin sevgisine mazhar olabilecek temiz yürekli, imanli insan olabilecegi belirtilmekte, Munzur'u bu inançla efsanelestirmektedirler.
Düzgün Baba Efsanesi
Şah Haydar Seyyit Mahmud-i Hayrani'nin oğludur. Zeve yakınlarında bulunan Zargovit tepesinde hayvanlarını otlatmak için bir ev yapar. Burada hayvanları ile meşgul olur.
Kışın zemherinde keçilerinin gayet güzel beslendiklerini gören Seyyit Mahmud-i Hayrani "Acaba Şah Haydar bu kışın ortasında bu hayvanlara ne yediriyor ki hayvanlar bu kadar güzel besleniyorlar. "Diye merak eder ve Şah Haydar ile hayvanların bulunduğu yere gider. Bir de bakar ki Şah Haydar elindeki çubuğu hangi meşe ağacına değdiriyorsa ağaç hemen yeşeriyor.Taze süsleniyor,keçilerde bu filizlerden yiyerek besleniyor.
Seyyit Mahmud-i Hayrani durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. Ancak o sırada bir keçi,bir kaç kez üst üste hapşırır. Şah Haydar da ne oldu Babam Derviş Mahmud'umu gördün ki bu kadar hapşırırsın, der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür.
Babasına bizzat ismi ile hitap ettiği için utanır mahcup olur.Mahcubiyetinden kaçıp halen Düzgün baba dağı olarak söylenen bir tepeye çıkar ve burada mekan tutar.(Rivayet olunur ki Şah Haydar babasına ismen hitap ettiği için Mahcubiyetinden ötürü kaçtığı zaman ayağında kışın karda giyilen hedik veya lekan varmış.Bu hediklerle Zargovit'den Düzgün Baba tepesine kadar (takriben 5km) üç adım atmış bastığı her yerde hedikler taşa iz bırakmış ve bu izler hala durmaktadır.)
Bir iki gün eve gelmeyen Şah Haydar'ın annesi endişelenir. Durumunu öğrenmesi için babasına rica eder. O da yanındaki müritlerine gidin bakın bakalım bizim Şah Haydar ne alemde? der.
Müritlerinden birkaç kişi bu 24500 m. yüksekliğindeki dağın tepesine çıkıp Şah Haydar ile görüşürler. Durumun iyi olduğunu her hangi bir sorununun olmadığını öğrenirler ve tekrar Zeve'ye dönerler. Seyyid Mahmud-i Hayrani'ye durumu düzgündü merak edilecek herhangi bir şey yoktur.Selam ve hürmet eder ellerinizden öper derler. (Bu işi düzgündür sözü dilden dile dolaşır ve asıl adı Şah Haydar olan bu zata artık bir süre sonra Düzgün Baba olarak bir isim atfedilir. O günden bu güne Düzgün baba olarak söylenir.) Bugün de dahi halk şifa bulmak için Düzgün Baba'ya gider adaklar adar ve ziyaret eder.
|
|
|
|