Abdal Musa’ya bağlandığıdır. Bir söylentiye göre Kaygusuz Abdal Alaiye beyinin oğludur, sonradan kendini tasavvufa verip Bektaşi tarikatına girmiştir. Bu alanda araştırma-inceleme yapanların b.iri bile Kaygusuz Abdal’ın yazınsal özgünlüğü üzerinde durmamış,onu alaycı, yerici, dahası esrar düşkün bir ozan saymışlardır. “Birçok şiirlerinde esrarı öven Kaygusuz’un” bu ibtilası, Bektaşilerle Aleviler tarafından esrara “Kaygusuz” adının verilmesine sebep olduğu gibi aynı zamanda bu ibtila, onun şiirlerine de tesir etmiştir. Bu tesir, en derli toplu şiirlerinde bile bazen kendini kınayış, bazen mevzudan tamamiyle ayrılış ve gayet garip bir tekerlemeye giriş tarzında göze çarpar. (Abdülbaki Gölpınarlı: Kaygusuz Abdal, Hatayi, Kul Himmet, 1953, s 7) A. Gölpınarlı’nın bu yorumuna katılma başka, soruları gündeme getirir: bu tür saptamalar Şems-i Tebrizi’de, Mevlana’da, Ulu Arif Çelebi’de, başka birçok büyük tasavvuf yolcusunda görülmektedir, hepsi için esrar içildiğini söyleyebilir miyiz ?
Kaygusuz Abdal’ın şiirlerinde Alevi –Bektaşi geleneği dışında (şiir özü bakımından) değişik yenilikler görülmektedir. 1-Kaygusuz Abdal tük şirine alaycı yericiliği, gülünçleştiren alaycığı getiren ilk ozandır denebilir. Onun kimi şiirlerinde görülen çelişik söyleyişler içtiği esrara bağlansa bile yeniliğini, özgünlüğünü ortadan kaldırmaz. Us ölçülerine göre koşuk düzenleme gerekirse, usa aykırı davranan ozanları yeni saymamak en tutarlı yoldur. Özellikle Avrupa şiirinde 19.yy. ortalarından sonra gelişen akımların hepsini esrar içicilikle açıklama yolu açılır. Bunların İsmail Safevi (Şah İsmali-Hatayi) için de söyleyebiliriz.
Kaygusuz Abdal şeriat katılığı karşısında gülen, kimi saptamaları alaya alan, yeren bir ozandır. Onun Ali’ye, Ali soyuna bağlılığını gösteren şiirlerinde bile değme ozanda bulunmayan bir gülümseyen incelik vardır. “Dolabname”, “Minbername” gibi yapıtlarının yanı sıra birçok koşuğu da bulunan Kaygusuz Abdal için önemli olan “gönüldeşlik” bağlantısıdır, bu da gönül arınmışlığına, olgunluğa dayanır. Nitekim :
Dost senin yüzünden özge
Ben kıble-i can bilmezem
Dizelerinde “dost”un yüzü “canın kıblesi”dir, ondan başka yönelecek yer yoktur. “Dost yüzü”nü karşıtı da ikiyüzlü sofulardır (zerrak süfiler)
Ben şu zerrak süfilerden
Gayri bir şeytan bilmezem
Demek şeytan kişinin içindedir; ikiyüzlü, utanmaz sofunun içinde yuvalanmıştır. Kaygusuz Abdal’ın bu yakınışı bütün Alevi-Bektaşi yazınının ortak konusu olmuştur. Onun Abdal Musa’ya bağlılığı, Bektaşiler arasında çok tutulan bir şiirinde bütün içtenlikliliğiyle dile gelir.
Beylerimiz elvan gülün üstüne
Ağlar gelir şahım Abdal Musa’ya
Urum Abdalları postun eğnine
Bağlar gelir şahım Abdal Musa’ya
Urum Abdalları getir dost deyü
Eğnimizde aba hırka post deyü
Hastaları getir derman isteyü
Sağlar gelir şahım Abdal Musa’ya
Hind’den bazerganlar getir
Pişer lokmaları açlar doyunur
Aşıkları gelir bunda soyunur
Erler gelir şahım Abdal Musa’ya
Her matem ayında kanlar saçarlar
Uyandırıp Hak çerağın yakarlar
Demine hû deyüp gülbang çekeller
Nurlar gelir şahım Abdal Musa'ya
Meydanında dara durmuş gerçekler
Çalınır koç kurbanlara bıçaklar
Dögünür kudüm açılır sancaklar
Tuğlar gelir şahım Abda! Musa'ya
İkrarıdır koç yiğidin yuları
Muannidi çeksem gelmez ileri
Akpınar'ın Yeşilgöl'ün suları
Çağlar gelir şahım Abdal Musa'ya
Ali'm ziilfekarın almış destine
Sallar durmaz Yezid'ler kastına
Tümen tümen Genç Ali'nin üstüne
Sırlar gelir Şahım Abdal Musa'ya
Benim bir isteğim vardır Kerim'den
Münkir bilmez evliyanın hâlinden
Kaygusuz'um ayrı düştüm pîrimden
Ağlar gelir şahım Abdal Musa'ya..
Bu şiirde dile gelen özlem yalnızca bir kişiye, bir ermişe yönelik değil, onun kişiliğinde nesnelleşen Alevi-Bektaşi ereğinedir. Bu tutum, birçok Bektaşi ozanında görülür, erek bir kişinin varlığında somut duruma getirilir.
Kaygusuz Abdal, çok açık seçik, yalın bir dille derin anlamlı sözler söylemeyi, ince alayların örtüsü altında düşündürücü görüşler ileri sürmeyi sever.
Âşıklar can içinde
Aşikâr gördü Hakk'ı
İşitmenin mânâsı
Olmaya görmek gibi
ilk okuyuşta kolay görünüyor, "sevenlerin tanrıyı canın içinde görmesi" öyle sığ bir açıklama değil, öte yandan "işitmenin anlamı görmek gibi olmaya" derken iki duyu arasındaki ayrımı vurgulayarak "canın içinde tanrıyı görmenin başkasından duymaktan daha anlamlı" olduğu belirtiliyor. Tasavvufta "kişi tanrıyı kendi gönlünde görür, gönül tanrının göründüğü yerdir" inancı yaygındır.
Bu âdem dedikleri
El ayakla baş değil
Âdem mânâya derler
Suret ile kaş değil
dörtlüğünde gerçek insanın görünüş değil, anlamsal bir varlık olduğu inancı sergileniyor.
Kaygusuz Abdal'ın şiirleri yüzyıllar boyunca Alevi-Bektaşi çevrelerinde söylenip dinlenmiş, birçok halk ozanını etkilemiştir.
|