Pir Selçuk

Dost ve Muhiplerin Fotoğraf Galerisine ulaşmak için lütfen tıklayınız

 

Anket

Sitemizi-Beğendiniz mi?
Çok Güzel
Güzel
iyi
Eksik

Faydalı Linkler

Telefon Rehberi
Telefon Faturası
T.C. Kimlik No
Vergi Kimlik No
Resmi Gazete
Son Depremler
Askerlik Yoklaması
Bağkur Durumunuz
Canlı Trafik Durum
Uçak Seferleri
_blank

HATAYİ ŞAH İSMAİL

 

İran'da Safevi soyundan gelen bir Türk'tür (doğ. 1486) soy-kütüğüne göre Tarikat anlayışı bakımından Halife Ali'ye bağlanmaktadır. Bu durum bütün tarikat kurucularının gelenekleşmiş uygulamalarındandır.
Erdebil'de doğdu, annesi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın kızı Bilkr Aka (Halime Begüm)'dır. İsmail'in atası Seyfeddin Erdebili 14. yüzyılda yaşamıştır, Kalenderilekle Halvetilik'i kaynaştırarak sonradan Safevilik adı verilen tarikatı kurmuştur. Şah İsmail de denen Hatayi'nin ilk tarikat bilgilerini atalardan süregelen bir gelenek gereği aldığı, sonra bu tarikatın başına geçtiği, çevresine topladığı Türk boylarının yardımıyla ayaklanarak yönetimi ele geçirdi biliniyor. Şah İsmail, İran'da yönetimi ele geçirdikten sonra komşu ülkelerle savaşıp yurdunun sınırlarını genişletmiş, başında bulunduğu tarikatın düşüncelerini yaymaya çalışmış, aldığı ülkelere tarikat öncüleri göndermiştir. Bütün savaşlarda üstün gelmesine karşılık 1514'te Osmanlı Padişahı Yavuz Selim'le tutuştuğu Çaldıran savaşında büyük bir yenilgiye uğramış, çotuğunu çocuğunu bırakıp İran'a kaçmış, 1524'e (bir söylentiye 'göre) kendisini tanımayan, yalnızca soymak isteyen birisinin saldırısıyla ölmüştür. Bu söylentinin ne denli gerçek olduğu bilinmiyor, ancak Şah İsmail'in ara sıra kılık değiştirip halk arasında dolaştığı da söylenir. Erdebil' de atalarının yanına gömülmüştür. Şah İsmail'in "Hatayi" takma adıyla düzenlemiş, biri Türkçe öteki Farca iki "divan"ı vardır. Bu yapıtların ikisinde de başat konu Ali ile soyuna duyulan sevgi, bağlandığı kuruluşun düşüncelerini yaymak, geliştirmektir.

Hatayi (Şah İsmail) bütün şiirlerini belli bir ereğe ulaşmak, inançlarını yaymak-açıklamak için yazmış sayılır. Onun şiirinde duygunun, içtenliğin ağır bastığı ilk okuyuşta anlaşılır. Dili akıcı, söyleyişi kolay, ses-söz uyumuna dayalı bir anlatımı vardır. Hacı Bektaş Veli'ye bağlılığı nedeniyle Anadolu'da yaşayan Alevi-Bektaşilerin, Kızılbaşların gönlünü kazanmış, Anadolu'da yalnızca bir tarikat öncüsü olarak değil Türkçe koşuk söylemenin de kılavuzlarından olmuştur.

Gece gündüz hayâline dönerim

Bir gece rüyama gir Hacı Bektaş

Günahkârım günahımdan bezerim

Özüm dara çektim gör Hacı Bektaş

dizeleriyle başlayan koşuğu Anadolu'da çok sevilen Hacı Bektaş Veli'ye duyduğu saygının örneğidir. Bu tür şiirlerin birer duygu ürünü olduğu, belli bir görüşe değil de inanca dayandığı açıktır. Ancak Hatayi'nin etkinliği de duygu ağırlıklıdır. Hatayi, özellikle, Yunus Emre'nin etkisinde kalmış, kimi şiirlerinde onun deyişlerini biraz değiştirerek almakta sakınca görmemiştir.




Sözünü bir söyleyenin

Sözünü eder sağ bir söz

Pir nefesin dinleyenin

Yüzünü eder ağ bir söz




Bir söz vardır halk içinde

Dahi söz var hulk içinde

Olmaya ki delk içinde

Deyesin çarkadağ bir söz




Söz vardır kestirir başı

Söz vardır keser savaşı

Söz vardır ağulu aşı

Bal ilen eder yağ bir söz

dörtlüklerinin bulunduğu koşuk Yunus Emre'nin:




Keleci bilen kişinün yüzüni ağ ide bir söz

Sözi bişirüb diyenün işüni sağ ide bir söz




dizeleriyle başlayan şiirin değişik bir dille söylenişinden başka bir anlam içermiyor. Hatayi'nin:



Ali'yi severem candan içeru

Yolunu sürerem yoldan içeru

Bana bende demen bende değilim

Dahi bendeler var benden içeru

dizeleriyle başlayan duygulu, içerikli şiiri de Yunus Emre'nin




Severem ben seni candan içeri

Yolum tutmaz bu erkândan içeri




diye başlayan şiirine bir benzeridir. Bu etkilenmeyi doğal karşılamak gerekir. Yunus Emre'nin derinliği, duyarlığı karşısında Türkçe şiir düzenleyen ozanların ilgisiz kalmaları söz konusu değildir pek (o çağlarda). Hatayi'nin Yunus'tan etkilenmesinin başka bir nedeni de Alevi-Bektaşi düşüncesinin odaklaştırdığı duygusal yakınlıktır.

Hatayi bir yandan şiiri, bir yandan Alevi-Bektaşi geleneğine bağlı inançlarıyla Anadolu'nun kırsal kesiminde yaşayan ozanları derinlemesine etkilemiştir. Bu etkilemede duygulu dilinin, başarıyla kullandığı Türkçe’nin üleşi büyüktür. Hatayi dilin gücünü, etkinliğini inancın içeriğiyle uzlaştırarak başarı göstermenin yolunu bulmuştu. Alevi-Bektaşi anlayışının hızla yayıldığı kırsal kesimlerde salt Türkçe’nin etkisi çoktu, halk denen büyük topluluk Arapça-Farsça karışımı Osmanlıca’yı anlayamıyordu. Oysa "halk şiiri" denen yazın türü yalın bir Türkçe ile ortaya konuyordu.




Karşıki karlıca dağı gördün mü

Buldurmuş eyyamın eriyüp gider

Akan sulardan sen ibret aldın mı

Yüzünü yerlere sürüyüp gider

Kadirsin hey ulu şahım kadirsin

Her nereye baksam anda hazırsın

Üstümüzde dört köşeli çadırsın

Cümlemizi birden bürüyüp gider




Sıra sıra gelen ol ulu kuşlar

Sırlı olur yakmaz anı güneşler

Evvel ezel rneyva veren ağaçlar

Anlar da kalmayup çürüyüp gider



Derindir deryamız bizim boylanmaz

Binbir kelâm desem biri anlamaz

Kişi ikrarsız yulara bağlanmaz

Yuları boynunda sürüyüp gider




Şah Hatayi' söyler sözü Özünden

Dervişlerin sakınuptur gözünden

Olur olmaz münkirlerin sözünden

Esriyup gönlümüz farıyup gider




Bu duygulu, etkileyici, akıcı koşuğun içerdiği anlamı kavramak için derin derin düşünmenin gereği yok, güncel arı Türkçe’yi bilmek, onunla söyleşmek yeter. Oysa divan şiiri konusunda böyle düşünemiyoruz. Bu şiir, görünüşte çok yalın, açıktır. Ancak, üzerinde biraz durulunca, Alevi-Bektaşi düşüncesini içerdiği sezilir. Ozanın kullandığı yumuşak dilin arkasında benimsediği inanç saklıdır.

Gaibden delil göründü

Dedem hoş geldin hoş geldin

Bizi sevüp sevindirdi

Dedem hoş geldin hoş geldin




İki can idik birleştik

Mahabbet kapusun açtık

Şükür dîdâra eriştik

Dedem hoş geldin hoş geldin




Üstümüze yol uğrattın

Gevher aldın gevher sattın

Erliğini isbat ettin

Dedem hoş geldin hoş geldin




Bir ağaçta güller biter

Dalında bülbüller öter

Şahıma bergüzar gider

Dedem hoşgeldin hoşgeldin



Böyle Şah Hatayi'm böyle

Pirim destur versin söyle

Şaha benden niyaz eyle

Dedem hoş geldin hoş geldin

Ozan dilin anlatım gücüne sığınarak düşüncelerini söyleyişin akışına bırakmış, bağlandığı inancı duygusal bir örtüye büründürerek sunuyor, yoruma gerek kalmıyor. Alevi-Bektaşi geleneği dışında kalanlar bile bu koşuğun tadına varabilirler, onu salt şiir olarak düşünebilirler. Oysa tarikata bağlı, biraz duyarlı bir kimsenin bu koşuktan anlayacağı bambaşkadır.




Dil ile dervişlik olmaz

Hâli gerek yol ehlinin

Arılayın her çiçekten

Balı gerek yol ehlinin




Dervişlik boş sözlerle, söyleyişle olmaz, Alevi-Bektaşi anlayışını benimseyip o topluluğa katılmak isteyende gönülden sezme, gönülden kavrama gücünün (hâl) bulunması gerekir. İşte bu "hâl" sözcüğü tasavvuf yolunu seçenlerin ulaşmaları gereken olgunluk aşamalarından biridir.

Kırklar meydanına vardım

Gel beru ey can dediler

İzzet ile selâm verdim

Gel işte meydan dediler




Kırklar bir yerde durdular

Otur deyu yer verdiler

Önüme sofra yazdılar

El lokmaya sun dediler




Kırkların kalbi durudur

Gelenin kalbin artdur

Gelişin kandan berudur

Söyle sen kimsün dediler




Gir semâa bile oyna

Silinsün açılsun ayna

Kırk yıl kazanda dur kayna

Dahi çiğ bu ten dediler




Gördüğünü gözün ile

Söyleme sen sözün ile

Andan sonra bizüm ile

Olasun mihman dediler




Düşme dünya mihnetine

Tâlib ol Hak hazretine

Âb-ı zemzem şerbetine

Parmağını ban dediler




Şeyh Hatayi'm nedir hâlin

Hak'ka şükr et kaldır elin

Gaybetten kesegör dilin

Her kula yeksan dediler.

Bu koşuğu Alevi-Bektaşi aktöresine bir örnek olur diye seçtik. Ozan Alevi-Bektaşi topluluğu içinde hangi kurallara göre davranılacağını şiirin akışında veriyor.




Hublar sultânısın âlemde var hân ol yürü

Âşıkın canında cansın var a cânân ol yürü

Sen rakıybin meclisinde şema gibi yan yürü

Gönlümüzü bize ver de Mısra sultân ol yürü




Yerde kalmaz çûn bilesün ey melek ahım benim

Yalınıza yardım ider vardır Allahım benim

Bî-vefâlık resmini elden gider şahım benim

Gönlümüzü bize ver de Mısr'a sultân ol yürü




Nice kerre dimedim mi gözleri âhû sana

Bî-vefâlık etmemek gerek idi canım sana

Yürü var ömrüm heman simden geru "ya hû" sana

Gönlümüzü bize ver de Mısr'a sultân ol yürü




Yâ ilâhi bilmezem kim n'olısar hâlim benim

Gönlüm aldı müslümanlar şimdi bir zâlim benim

Sevdiğim ömrüm efendim hey gülüm bâlim benim

Gönlümüzü bize ver de Mısra sultân ol yürü



Ey Hatayi bulmadım bir yâr-ü hemdem dünyada

Âh-ü vâhî geçti ömrüm neyleyem ben dünyada

Serv gibi sağ esen kal ser-keşâ sen dünyada

Gönlümüzü bize ver de Mısr'a sultân ol yürü

 

Yazdır

Arkadaşına Gönder

Yorum Ekle

Diğer Başlıklar

· Kur Hüseyin Türbesi

· Gül Baba

· Atatürk İlkeleri

· Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk

· İmam Ali (Sayfa 2)

· İmam Ali

· Dergah Bahçesi

· Esma'ül Hüsna

· Kitap Bölümü

· Pir Selçuk Dede

· Garip Dede

· Hz. Fatımat’üz Zehra (a.s)

· Hz. Davud Hayatı

· Tevrat Ve Zebur

· Soy Seceresi (Sayfa-11)

· Soy Seceresi (Sayfa-10)

· Soy Seceresi (Sayfa-9)

· Soy Seceresi (Sayfa-8)

· Soy Seceresi (Sayfa-7)

· Soy Seceresi (Sayfa-6)

· Soy Seceresi (Sayfa-5)

· Soy Seceresi (Sayfa-4)

· Soy Seceresi (Sayfa-3)

· Soy Seceresi (Sayfa-2)

· Soy Seceresi

· Resim Galerisi

· Soy Seceresi (Sağ)

· Kerbela Olayı

· EHLİ-BEYT

· ALEVİLİK - BEKTAŞİLİK KAVRAMI

· Ahmet yesevi

· HACI BEKTAŞ VELİ

· HIZIR (A.S)

· Pir Sultan Abdal

· Mevlana

· Musahiplik

· Fuzuli

· KARACAAHMET SULTAN

· NESİMİ İMAMEDDİN

· Başköylü Hasan Efendi

· Resim Albümü

· Düzgün Baba

· Seyyid Garip Musa Sultan

· SEYYİD ALİ SULTAN

· KUL HİMMET

· SEHER ABDAL

· VİRANİ

· YEMİNİ

· BALIM SULTAN

· KAYGUSUZ ABDAL

· ABDAL MUSA

· Yunus Emre

· Aşık Veysel

· Aşık Mahsuni Şerif

· MUNZUR BABA

· Baba mansur ve Kureyş Baba

· Veysel Karani

   

BABA MANSUR KUR HUSEYİN SİTESİ
PİR SELÇUK DEDE

E-mail: toprak@babamansurkurhuseyin.com
Selçuk Dede Cep Tel: 0090 535 894 75 51
Ev Tel-Fax: 0090 426 213 68 67 Türkiye/Bingöl/Merkez