Fuzûlî, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Virani, Nesimi'dir. Türk divan yazınının en büyük ozanlarından biri sayılan Nesimi Hurufilik'e bağlıdır, bu kurumun kurucusu Fazlullah Hurufi'nin izini sürmüş, görüşlerini benimsemiş, varlık birliği inancına bağlanmıştır. Alevi-Bektaşi yazınında Nesimi'nin yeri Hurufilik'in, belli bir odakta, Ali'ye yakınlık göstermesi nedeniyledir, özellikle varlık birliği görüşünü savunan, kişiyle tanrı arasında bir öz birliğinin bulunduğunu ileri süren düşünceyle Ali'ye tanrısal bir nitelik yükleyen inanç arasında bağlantı vardır. Tanrının yetkin (kâmil) insanda görünür duruma geldiğini, nesnelleştiğini ortaya atan düşünce Ali'yi "yetkin kişi", eski söyleyişle "kâmil insan" sayar. Onun kişiliğinde nesnelleşen tanrıyı bulur. İşte bu inanç Nesimi'yi Alevi-Bektaşi çizgisine yaklaştırmış, sevdirmiştir. Alevi-Bektaşf yazınında Hurufilik'le ilgili görüşlere de yer verildiği olmuş, birçok ozan bu konuda başarılı koşuklar düzenlemiştir.
Nesimi'nin şiiri, bize kalırsa, divan yazınının en başarılı, en olgun ürünleridir, onun derinliğini, söz-ses uyumunu başka ozanlarda bulmak kolay değildir. Üç büyük birimde toplanan şiirlerinden bir seçme yapmak güçtür. Türkçe şiirleri gibi Farsça şiirleri de derin anlamlı, sürükleyici, varlık birliği anlayışını en akıcı bir söyleyişte dile getiricidir.
Her neye kim baktın ise anda sen Allah'ı gör
Kancaru kim azm kılsan "semme vechullah'ı gör
Bu ikilik perdesinden geç hicabı ref'kıl
Gel bu birlik vahdetinden bak bu ressullahı gör
Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey zâhkJ berü
Âşıkın kalbi içinde sen bu beytullahı gör
dizelerinin bulunduğu şiirinde tanrı-kişi, tanrı-nesne özdeşliğini, birliğini işler, vurgular. "Ey kişi, nereye bakarsan bak, orada tanrıyı gör, Nereye yönelirsen yönet tanrının yüzünü gör, Bu ikiliği bırak birliğe gel, örtünmeyi bırak, Gel bu birlik özünde tanrının gizini gör, En büyük hac yapmayı dilersen ey kaba sofu, ey ikiyüzlü, Aşık’ın gönlüne gir, tanrının evini orada gör." Ozan, hacc gününün cumaya denk gelmesini en büyük hac (hacc-ı ekber) diye niteleyen inanca bağlanarak kişinin gönlünü ona benzetiyor. Bu benzetiş kimi Alevi-Bektaşi geleneğinde de vardır. Bu görüşün kökeni Yeni- Platonculuk' tur. İ.S. üçüncü yüzyılda ortaya çıkan, bilge Platon'un kuramından esinlenen bu görüşe göre yaratılış olayı görünmeyen tanrısal özden görünür duruma gelen bir fışkırmadır (emanatio). Yaratmak yoktan yar etmek değil, görünmezken görünür olmaktır. Bu gizemci felsefe anlayışı boya değiştirerek İslam inançlarına karışmış, özellikle tasavvuf odağını oluşturmuştur. Nesimi bir şiirinde
Âşık katında küfr ile İslâm birdir
Her kanda mesken eylese âşık emîrdir
diyerek "aşık" için onaylamakla yadsımanın dine inanmakla inanmamanın özdeş olduğunu dile getirir. Bakü 'da bütün şiirlerini içeren "divan"ın incelendiğinde, Nesimi’nin şiirlerinde ezgiye yönelik bir ses uyumunun egemen olduğu, duygusal taşkınlığın bu ses-söz uyumuyla açığa vurulduğu anlaşılır. Bu nedenle Nesimi bir "uyum ozanıdır" denebilir. Şiirinde birbirini izleyen duygusal bağlaşmalar, inişli çıkışlı duyarlıklar, söz oyunları, karşıt kavramların kullanılmasıyla sağlanan sarsıcı buluşlar, çarpıcı duyuşlar okuyucuyu sürükler. Nesimi'nin şiirinde yüzeyselle derinleşeni seçmek kolay değildir, onun derinliği yüzeyselliğin örtüsü altına saklanmıştır.
Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefası yoh
Kim sevdi hûb vü didi hûbun cefaâsı yoh
Gel gel berii ki savm-ü salâtın kazası var
Sensüz geçen zamân-ı hayâtın kazası yoh
bu dizeleri açıklamaya gerek yoktur, söyleyiş kolaylığı buna elverişli değil, ancak ozanın dile getirdiği düşünce söyleyiş kolaylığıyla ters orantılıdır, İslam dinine göre, namaz evresi, oruç günü kaçırılırsa uygun bir dönemde yeniden yerine getirilir (görev aksasa da yapılır, buna kaza etmek denir). Oysa gününde yerine getirilmeyen, yaşanmayan, sevgiliyle geçirilmeyen bir dönemi, geçmişe karışmış bir süreyi geri getirme, yeniden yaşama, uygulama (kaza etme) olanağı yoktur.
Ey gülüm ey sünbülüm ey süsenim ey anberim
Ey menüm naNim yine habb-ü nebatim şekkerim
Ey tabibim ey habibim ey canum ey hemdemim
Ey refikim ey şefikim ey begüm ey dilberim
dizelerini okurken ezginin, ses-söz uyumunun ötesinde duygusal bir yakınlığın sıcaklığı seziliyor, oysa söyleyiş çok yalın, ozan olmayan birinin de söyleyebileceği izlenimini uyandırıyor.
Çün senindür her kim var ey gönül
Kimden umarsın atâ vâr ey gönül
Çün yetersün sen sana yâr ey gönül
Yârini bil olma ağyar ey gönül
çok kolay, nerdeyse günümüzün diliyle ortaya konmuş bir dörtlük, ancak biraz üzerinde durunca anlamsal derinlik beliriyor. Ozan, bağlandığı varlık birliği inancı nedeniyle, kendine yeterli olmanın duyarlılığı içindedir. Ey gönül ne ararsan kendinde ara, kendi varlığının dışına çıkma, aradığının kendinde olduğunu, aradığını kendinde bulacağını anla, öğren.
Gel bu demi hoş, görelüm evvel geçen dem dem değil
Kim bu dem kadrini bilimez eyle bil âdem değil
dizelerinde yaşanan sürenin değerini bilmenin önemi vurgulanırken, ozanın hangi duygu ortamında bulunduğu seziliyor. Ona göre kişi yasadığıyla daha senli benlidir, geçmişi bir daha yaşama, geri getirme olanağı yoktur demiştik yukarda.
Sûretün pâkize nakşi lâyezâli mendedir
Menden aynlmaz bu suret üş hayâli mendedir.
Gerçi gözden gitdiğin acı firak oldı veli
Her cihetden baharam vasim visali mendedir
Nesimi, burada, özle görünüşün birlikte bulunduğunu, ayrılığın tabanda olmadığını,
sevenle sevilenin, bakanla bakılanın, görenle görülenin özdeş nitelik taşıdığını söylüyor. Bu varlık birliği anlayışının yansımasıdır besbelli. Alevi-Bektaşi düşüncesinin beslendiği bu anlayışın kaynağında insanın odak varlık olduğu görüşü saklıdır.
Nesimi, başta Fuzûlî olmak üzere, birçok divan ozanını etkilemiş, bu arada Anadolu'nun kırsal kesimlerinde etkinlik gösteren Alevi-Bektaşi anlayışının gelişmesine, yayılmasına yardımı dokunmuştur. Alevi-Bektaşi yazınında Hurufilik'ten esinlenen kimseler de vardır demiştik. Özellikle insanı yazılarla (eski yazılarla) betimleyen geleneğin kaynağı Hurufiliktir; bu gelenek Bektaşiler arasında da yaygındır. Nitekim Bektaşilerde yazıyı resme dönüştürmek bir beceri sayılırdı. Şeriatın yasakladığı resim yerini "yazı-resim" becerisine bırakmıştır.
Hak teâlâ Âdemoğlu özüdür
Otuziki Hak kelâmı sözüdür
Cümle âlem bil ki Allah özüdür
Âdem ol candır ki güneş yüzüdür
Alevi-Bektaşi anlayışının benimsediği varlık birliği inancı Nesimi-'nin bu dörtlüğünde dile gelmektedir. Ozan, insan-tanrı özdeşliğini "öz" kavramında yoğunlaştırarak açıklarken, varlık birliğinin en çetin örneğini sergiliyor. Onun derisinin yüzülmesine yol açan bu düşüncesidir.
Nesimi'nin şiirlerinden, Anadolu'nun kırsal kesimlerinde yaşayan, Alevi-Bektaşi topluluğunun doğrudan doğruya etkilendiği-esinlendiği söylenemez (Fuzûlî'de olduğu gibi), ancak inanç geleneğinin diriliğini koruduğu sürece, dolaylı bir esinlenmenin varlığını benimsemek gerekir. Nesimi'nin etkisini, önemini anlamak için, Anadolu'da birçok "Nesimi" adlı Alevi-Bektaşi halk ozanının bulunduğunu öğrenmek yeter.
|