|
|
|
Gül Baba |
|
|
|
|
|
Gülbaba’nın hayatı hakkındaki bilgiler efsanelere dayanır. Asıl adı Cafer’dir. Evliya Çelebi’ye göre Merzifonludur. Ünlü bir Bektaşi dervişidir.Fatih Sultan Mehmet devrinden Kanuni devrine kadar bir çok savaşlara katılmış,
|
|
|
Budin’in fethinde şehit olmuş ve oraya defnedilmiştir. Ölüm tarihinin 1541 olduğu kaynaklarca tesbit edilmiştir. Doğum tarihi ise belli değildir. Cenaze namazını Ebu’s-Suûd Efendi’nin kıldırdığını, Kanuni Sultan Süleymanın da cenaze namazında hazır bulunduğunu yine Evliya Çelebi’den öğreniyoruz.
Gülbaba isminin nereden geldiği hakkında ise birkaç rivayete rastlanmaktadır. Bir rivayete göre, savaşlarda başında daima bir gül taşıdığı için bu ismi almıştır. Yine buna yakın bir rivayette de gülü çok sevdiği için böyle anıldığı bildirilmiş, bu yüzden de şimdi bile Gülbaba Tekkesinin bulunduğu yerin “Gül Tepesi” diye anıldığı görüşüne yer verilmiştir. Anadolu tasavvuf geleneğinin Yesevî Kolunun bir özelliği olarak tıpkı Koyun Baba, Çoban Baba gibi Gülbaba’da gül yetiştirmesi ile tanınmıştır. Bunun dışında aynı konuda, gerçekten oldukça uzak fikirler ve asılsız hikayeler uydurulmuştur. Hatta ona başında saçı olmadığı için “Kel Baba” lakabını veren bazı Macar Araştırmacılar da olmuştur. Bu ismin, yani Kel Baba’nın halk arasında zamanla “Gül Baba” şeklinde değişikliğe uğradığını söyleyenler de olmuştur.
Gülbaba adında birden fazla kişinin olduğu ve bunların birbirine karıştırıl dığı da yine kaynaklardan anlaşılmaktadır. Fatih Sultan Mehmet devrinde yaşayan aynı isimli şahısla Kanuni devrinde yaşayan kişi birbirine karıştırılmış ve birinin menkabeleri ötekine maledilmiştir. Bu iki şahısla Budin’de şehit olan Gülbaba karıştırılmamalıdır. Öte yandan yine II. Beyazıt devrinde İstanbul’da yaşamış diğer bir Gülbaba olduğunu ve Galatasaraydaki Enderun Mektebi’nin bu kişinin tavsiyesi ile kurulduğunu da kaydetmek gerekir.
Rıza Tevfik Bölükbaşı, Gülbaba’nın manzum ve mensur yazıları olduğunu ve bunları Miftahü’l-Gayb adındaki bir risalede topladığını tesbit etmiş ve bu eserden parçalar yayınlamıştır.
Bundan başka Güldeste isimli bir yazmadan alınarak yayımlanan bir araştırma yazısında da 9 manzume örnek verilerek Gülbaba’nın Misalî mahlasıyla şiirler yazdığı ve Hurufî Şairleri arasında yer aldığı ileri sürülmüştür.
Budapeşte’de bulunan türbesi, 1543-48 yılları arasında Budin Beylerbeyi Yahya Paşazâde tarafından yaptırılmıştır. Bu türbe Török (Türk) Caddesi yukarısında, şimdiki Gülbaba türbesinin bulunduğıı Gültepesi’nin doğuya macındaydı. 60 dervişi barındıracak kapasite de olan bu tekkenin kalıntıları 19 y.y. sonundaki yapım sırasında ortadan kalkmıştır.
Türbe, tekkenin yanında yer alır. Kanunî çağının mimarî özelliklerine uygun olarak yapılan türbe sekiz köşelidir. 1690 yılında türbe küçük bir Şapel’e (kiliseye) çevrildi ve yıkılmaktan kurtuldu. Fakat bu arada orada Türklere ait eşyalar yok edildi. 1885’te İstanbul’un başvurusu ile yeniden türbe haline getirildi. 1945-46 Sovyet istilası sırasında büyük hasara uğradı.
Gelip geçen bir çok yolcuyu ve fakiri üç gün barındıracak ve tekkenin masraflarını karşılayacak, buradaki dervişlerin ihtiyaçlarını giderecek bir çok vakıf, Türk idaresi tarafından bu müesseseye tahsis edilmişti. Ayrıca tekkenin Şeyhi de hazineden muntazam maaş alırdı.
Bu tekkenin, Bektaşî tarikatı kaidelerini uyguladığını, ordu ve devletle ilgisi bulunduğunu Evliya Çelebi ve Peçev yazmaktadır. Ayrıca tekkenin diğer tekkelerin olduğu gibi Yeniçerilerle de sıkı ilişkisi olduğu bazı rivayetlerden anlaşılmaktadır. Barış zamanlarında dervişler ibadet, tarla işleri ve tekke işleriyle uğraşırken, savaş zamanlarında Yeniçerilerle savaşa katılır ve onların manevi güçlerini artırmaya çalışırlardı.
Gülbaba Türbesi, burada yaşayan Türklerin dînî bir merkezi durumundaydı. İbadet zamanları ve bayramlarda Müslümanlar burada toplanırlardı. Gülbaba, onları birleştiren ve bütünleş tiren manevi bir şahsiyet olmuştur.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Gülbaba Hurûfî bir şairdi. Esas itibariyle Hurufîlik yine bir tasavvuf sistemidir. Tasavvufta olduğu gibi, ancak vücud-ı Mutlak vardır. Vucüd-ı Mutlak sebebiyle kendini görmek ve göstermek isteyince, evvela kelam suretinde tecelli etmiş ve harflerle ortaya çıkmıştır. Bütün eşyanın cevheri harftir. İnsan yüzünde bütün mevcudatın aslından olan yirmi sekiz harfi bulmak mümkündür.
Bunun kurucusu, 730/1330 tarihinde ölen Fazlullah-ı Nami-i Esterabadî’dir.
Hurufi şairler, yazdıkları manzumelerle bâtınî bir neşe oluşturmaya çalışmışlar, Hurufîliğe ait sonu gelmeyen te villerle dolu yazılar yazmışlardır.
Hurufîlik bir çok tarikat erbabı üzerinde tesirli olmuş, hiç Hurufî olmayan şairler bile manzumelerinde Hurufîliğe ait kelime ve ıstılahlar kullanmışlardır. Aslında bütün mutasavvıflar harflerin esrarına inanmış, harflerin ve noktanın faziletini hemen hepsi kabul etmiştir. Hu rufîlik, asıl Anadolu’da yaygın olan Bek taşîlik, Ahîlik, Kalenderîlik gibi batınî tarikatler üzerinde etkili olmuştur. Bunlardan Bektaşîlik halk arasında yayılmış olan bir tarikattır ve zengin bir edebiyata sahiptir. Bütün bâtınî tarikatların akidelerini içinde bulunduran bu tarikatın edebiyatında gülbanklar ve tercümanlar önemli bir yer tutmuştur.
Elimizdeki yazma eserin istinsah (kopyalama) tarihi 1736 dır. Eserin sonunda “Bu kitabın tarihi 969” yazmaktadır ki bu da miladî olarak 1561 yılına isabet etmektedir. Bu tarih de eserin yazım tarihidir.
Eserde, dil bakımından Eski Anadolu Türkçe’sinin kullanıldığı görülmektedir. Bu özelliği bir çok mısrada görmemiz mümkündür. Öte yandan tıpkı Fuzûli’de olduğu gibi bazı Azerî kelimeleri de kullanmıştır:
Kenduyi keşf itmege kıldı zuhûr
Yohsa birdür mutlak otuz iki nûr (232)
Eser, mesnevî tarzında yazılmış olup vezin olarak Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün ilün kullanılmıştır. Hurûfiliğin gereği bazı işaretler de eserde yer alır. Bu işaretler ve hangi anlamlara geldiği aşağıda gösterilmiştir:
Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla Gülbaba’nın düşüncelerini mısralara dökerken fazla zorlanmadığını görmekteyiz. Söyleyiş kolaylığının diğer bir tezahürü de karmaşık gibi görünen Hurûfilik işaretlerini didaktik bir yorumla sunmasında da anlaşılmaktadır.
Yaklaşık altmış sayfa olan eserin ilk onbeş sayfasını bu sayımızda, kalan kısmını da gelecek sayılarımızda yayınlayacağız. Gelecek sayımızda eserden çıkardığımız ve Gülbaba’nın bazı yönlerinin ele alındığı kısmı da bulmanız mümkün olacaktır.
|
|
|
Yorumlar |
Bu Yazıya Toplam 1 Yorum Eklenmiştir. |
|
|
alevilik adina |
|
öncelikle sizi tebrik eder ve bu sayfaya emegi gecen bütün canlara saygilar sunar ve basarilar dilerim .ve calismanizin tamamini umut ederim.selam ve sayigilar. ··· 25/12/2005 18:03, nazim özege
|
|
|
|
|